🐪 Her Şey Zıddıyla Kaimdir Ayet
Zîra her şey zıddıyla kaimdir. Vatan Şâiri Namık Kemal, Hürriyet Kasîdesi’nde ne güzel anlatmış özgürlüğün tılsımını: “Ne efsunkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet/Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten.”
Durmamazlık etme sakın, koş gücünün yettiği kadar. Yan, ateşten korkma kavrul, bin defa iyileşeceksin. Dert geldiyse edin kendine, dermanın gelecek bilmiyor musun? Hayatla halat yarışına gir mesela. Öyle bir kavra ki o halatı, asıl var gücünle, arşı alaya yükselsin sesin. Her şey zıddıyla kaimdir bu dünyada.
Bu yönüyle bakılınca şunu diyoruz; Tenekeci şiirinde her şey zıddıyla kaimdir. Gün akşamlıdır, dünya ölümlü Aslında Tenekeci şiirinde, Dünya, ölüm ve yaşamak mevzuunu en iyi anlatan şiirlerden biri, Güzellik Uykusu’nda yer alan ‘Gülme Krizi’ adlı şiiridir.
Allah Ondan baska tanri olmayan, diri, her an yaratiklarini gozetip durandir. Celal Yıldırım: Allah (Bir'dir), O'ndan başka ilâh yoktur. O hep diridir, kudretiyle (varlık âlemini) tutup duran, gözetip koruyandır O.. Diyanet İşleri (eski): Allah, Ondan başka tanrı olmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Diyanet
"Her şey zıddıyla bilinir." kaidesince; nasıl ki Şafii ismine ayine olmak için hasta olmak gerekiyor; baki olan Rabbimize bu konuda ayine olabilir miyiz, bir an bile olsa yokluğu tatmamız gerekmiyor mu? "Madem adem şerr-i mahzdır. Ademe müncer olan veya ademi işmam eden hâlât dahi şerri tazammun eder."
HÛD11:1 - (1-2) Elif-Lam-Ra. (Bu) öyle bir kitaptır ki, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri hikmet sâhibi, her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından sağlamlaştırılmış, açık ve anlaşılır kılınmıştır. (De ki:) “Şüphesiz ben, O'nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”.
2 Sure. Bakara Suresi 255. Ayet Meali, Bakara 255, 2:255. Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir
Allahın sıfatları kendi Mukaddes Zâtının gereğidir. Eksiklikleri, noksanlıkları, yenilenmeleri, değişmeleri söz konusu değildir. Allah-u Teâlâ’nın sıfatları mutlak ve nihayetsizdir. Kayıt, sınır, had, hudut, son kabul etmezler. Kayıtsız, şartsız, sonsuz mükemmellikte, eksiksiz ve kemâl-i mutlaka hâlindedirler.
1. Tarihsel süreçten uzaklaşmak ve dinsel duyguyu [Gemüt] kendi başına bir şey olarak saptamak ve soyut -yalıtılmış- bir insan bireyini varsaymak zorunda kalmıştır. 2. Dolayısıyla insansal öz, onda ancak bir "tür" olarak, birçok bireyi salt doğal olarak birleştiren içsel, dilsiz bir genellik olarak anlaşılabilir.
wtKoiG. doğru olan bir önermedir, zira insan varlıkların hikmetine kıyas yoluyla vakıf olabilir. mesela sıcak soğuğun derecelerini anlamamız için gereken bir veridir. soğukluk olmasaydı sıcaklığı da idrak edemeyecektik. aynı durum karanlık-aydınlık, hastalık-sıhhat, fakirlik-zenginlik gibi birbirinin zıttı tüm kavramlar için de kainatta yokluk kavramı mutlak yokluktan ziyade sadece görecelidir. biz bir şeye yok derken aslında onun başka bir forma geçtiğini/dönüştüğünü ifade etmiş oluruz. örneğin bir insan öldüğü zaman artık aramızda yoktur ancak bu o kişinin mutlak manada yok olduğu anlamına gelmez. hala vücudunu oluşturan taneciklerin dünyada bizimle birlikte var olmasıyla birlikte ruhu da başka bir alemde var olmaya devam yokluğu da böyle göreceli bir şekilde var etmemiş olsaydı yani yokluk tam manasıyla mutlak bir şekilde var olsaydı o zaman bizler de kıyas yaparak bile varlığın ne olduğunu anlayamayacak ve değerini idrak edemeyecektik.
Bulunduğumuz pozisyonu, aldığımız tutum ve davranışı anlamlı kılan karşıtımızdır… Kötüye karşı iyi olmak, yanlışa karşı doğru olmak, erdemsize karşı erdemli olmak, başarısıza karşı başarılı olmak, çirkinden sakınmak güzele ulaşmak… Rekabet de karşıtlık ilişkisi içinde izah edilebilir. İyiye karşı en iyi olmak da… Güzelin en güzeline ulaşmak da… Doğruda, hakta, hakikatte ısrar da… Karşıtlarınız varsa dirisinizdir, uyanıksınızdır, tetiktesinizdir. Her an sizi geçmeye, yenmeye, alt etmeye hazır birinin yani alternatifinizin olduğu bilinciyle kendinizi geliştirmeye mecbursunuzdur… Rekabet de bir nevi zıddımızla var olabilmektir bu nedenle çok önemlidir. Gereklidir. İnsanlığı da ayakta tutan, medeniyetin gelişim ve dönüşümünü temin eden en önemli faktördür. Sizden farklı düşünen, farklı yorumlayan, farklı gören yoksa aslında siz de yoksunuz demektir… Rakipsizlikle övünmek değil, rakipsizliğe üzülmek gerekir. Her alanda bu böyledir. Bilimde, sporda, sanatta, siyasette, sosyal hayatta rekabet, yarış gelişme için esastır. Rekabet ve yarış yoksa bir süre sonra çürüme başlar. Rakipler birbirini denetler, canlı tutar; yaptıkları işi daha iyi yapmaları için teşvik eder. Rekabetten ürkmemek, kaçmamak, korkmamak gerekir. Rekabete hazır olmak iyidir. Rekabette esas olan dürüstlüktür, doğruluktur, namuslu kalabilmektir. İnsan haysiyetine aykırı bir rekabet geliştirmez, yıkar, yok eder… O nedenle rekabette esas farklılıkların kırmadan, dökmeden, tahrip etmeden ortaya konulabilmesidir. İstanbul seçimlerinin yenilenme süreci yaklaştı ve ortalıkta kaynağı müphem onlarca haber dolaşıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ve bağlı birimlerinin birtakım sivil toplum kuruluşlarına muazzam kaynaklar ayırdığından, çıkar alanları yarattığından, kamusal kaynakları bunlara transfer ettiğinden bahseden bunu birtakım rakamlarla ve tablolarla anlatan haberler siyasi parti liderleri tarafından da zikrediliyor. Haberlerde adı geçen sivil toplum örgütleri açıklama yapıyor, hesaplarımız açık, şeffaf gelin tek bir kuruş bile aktarılmış ise bunu kamuoyu ile paylaşın; İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bize böyle bir kaynak aktarımı söz konusu değil diyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi açıklama yapıyor, kimseye bir kuruş bile aktarmadık, diyor… Ama hala birileri ısrarla yayılan bu gerçek dışı haberlerin peşinde koşuyor, bunlardan medet umuyor ve rakibini linç edebilmek için her yolu mubah görebiliyor. Sosyal medya yararı kadar zararı olan bir mecradır. İki yüzü kesen bir kılıç gibidir. Kimseye yar olmaz, bugün hakikati saptırarak haber dolaşıma sokup görece başarı elde edenler de yarın aynı şekilde büyük iftira ve isnatlarla mücadele etmek zorunda kalabilirler. Sosyal medya üzerinden gelen bilgi ve belgelerle rekabet ortamında var olmaya çalışanların çok dikkatli olması lazımdır. Gerçek mi değil mi araştırmasına girmeden görülen her şeye belge muamelesi yapmak çok yanıltıcı ve yaralayıcı olur. Konjonktürel bir başarı elde edilse bile rakip yok olursa, incitilirse, esasında bunu yapan da yok olur, incinir ve diriliğini yitirir. Siyasette rekabeti düzmece haberlere, belgelere, metinlere düşürmek yerine gerçekler üzerine kurgulamak daha kalıcı başarılar için esastır, şarttır.
"Her şey zıddıyla kaimdir" ilkesini insanın yapısına getirirsek, oluklardan nuru da, kiri de akıtan insanoğlunun sadece nurdan veya kirden oluştuğunu varsaymak fıtrata aykırı düşer. Kur’an da bunu böyle tespit insanı "eşref-i mahlukat" seviyesine çıkarıyor, hem de "esfel-i safilin" aşağıların aşağısı mertebesine indirgiyor. Bu, aynı insandır. İnsanın iki yönünü açıklayan bir vurgulamadır. Çünkü insan, "iyi" ile "kötü"yü içinde barındıran bir karaktere göre değişen ağırlıkları ve etkileriyle... Din ve onun getirdiği ahlak sistemi, onu rafine etmekle, iyi ile kötüyü birbirinden ayırmakla görevli. Onun "iyi"sindeki "kötü"leri, "kötü"sündeki "iyi"leri ayıklamaya kurgulanmış bir rafineridir bu.***Ahlaki derinliğin yüze yansımasını birçoğumuz, "Yüzünden nur akıyor" tanımlamasıyla ifade ederiz. Kötü ruhların yüzlere yansıması ise "içinin karası yüzüne vurmuş" deyimiyle anlatılır. "Yüz, ruhun aynasıdır" sözü boşuna söylenmemiştir. "Hayrı güzel yüzlülerden umun" mealinde de bir hadis vardır. Kur’an'da "O gün iyi insanlar da, kötü insanlar da simalarından belli olur" bu hususta şöyle diyor "İkisinin de yüzlerine bak, yüzlerini hatırında tut; olur ya, dikkat ede ede yüzü tanır bir hale gelirsin. Ancak, bu hususta feraset sahibi olmak gerekir. Birbirine zıt olan iki şey birbirine şekil olarak da benzeyebilir. Acı suyun da, tatlı suyun da berraklığı, duruluğu vardır. Her ikisini de birbirinden ayırt edebilmek için tatmak lazımdır."Din, insanları iyiye, doğruya, güzele yöneltmek için vardır. Yanlış ile doğruyu, güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü tefrik etmek emredilmiştir insana. Bunun içindir ki, insan temyiz ve tefrik kabiliyetiyle donatılmıştır. Bu donanım akılla taçlandırılmış, vicdanla ihata edilmiştir. Akıl ve vicdanın imtizaç etmediği ruh, hastalıklı ruhtur. Din, insana önyargıyla bakmaz. Onu peşinen "iyi" ya da "kötü"nün safına koymaz. Onun temyiz ve tefrik kabiliyetini işleterek doğruyu bulmasına yardımcı olur. Din ile hayat ve düzen arasında bir uyumsuzluk da düşünülemez. Cenab-ı Hak, yarattığı düzene aykırılık taşıyan bir kurum ihdas etmemiştir. O’nun düzeninde zıtlıklar vardır, fakat çelişkiye yer yoktur. Işık ile karanlığın, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, mevsimlerin birbiriyle yer değiştirmesinde ne büyük hikmetler olduğunu bizzat kendisi söylüyor birbirinin hem zıddı hem tamamlayıcısıdır. Örneğin; yeryüzünün gülmesi, gökyüzünün ağlamasına bağlıdır. Yağmurla toprağın buluşmasından meyveler, yeşillikler, çiçekler türer. Kozmik düzen açısından aralarında herhangi bir çelişkinin var olduğunu söylemek O’nun hikmetini sorgulamaktır ki, buna akıl ve irfan insanı olgunlaştırmak ve kemale eriştirmek için vardır. İnsan ve toplum için düzenleyici bir role sahip olan dinin kendi mecrasından çıkarılarak başka amaçlar ve çıkarlar için kullanılması daima yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Bunun birçok örneği tarihimizde 98 yıl önce tarihe "31 Mart Vakası" diye geçen travmayı koca imparatorluğu feda ederek yaşamış bir toplumuz. Halen o meşum uğursuz günün bıraktığı yaraların izlerini silmekle meşgulüz. Bugün de benzer tehlikeler "bölücü ırkçılık" belasıyla buluşarak milli varlığımıza dönük tuzaklar halinde geleceğimizi tehdit en sinsi tehlike, dini kısır menfaatleri için kullananlardan geliyor. Din, onlar için siyaset ve ticaret metaı. Dinin kisvesine bürünerek kitleleri aldatmak en büyük hünerleri. Yine Mevláná bunlar için şu tanımlamayı getiriyor"İnsan yüzlü pek çok iblis vardır. Öyle ise her ele el vermemek gerek. Çünkü avcı da ıslık çalar, kuşun ötüşünü taklit eder; böylece kuşları kandırmak ister. O kuş kendi cinsinden bir kuşun ötüşünü duyar, havadan uçup iner, tuzağa düşer yakalanır."Bunların arasında Mehdilik davasına kalkışanlar, asrın müceddidi olduğunu iddia edenler, kendisine vahiy geldiğini, Allah’ı gördüğünü, Peygamberle konuştuğunu söyleyenler, hatta yeni bir din kurmaya kalkışanlar bile vardır. Bunların ruh hastası olanları müstesna, bir kısmı menfaatleri için kılık değiştirirler, batıla alet olurlar, hatta yabancılara maşalık dahi ederler. ***"İnsan yüzlü iblisler" asırlardır sahneden inmiyorlar. Tükenmek bilmeyen iştahlarıyla insanların ve toplumların kaderleri üzerinde "kemirici" görevlerini yapmaya devam ediyorlar. Bunlarla mücadele etmek, gerçek ve samimi Müslümanlara düşen bir görevdir. Din, fertleri mukaddes duygu, ortak şuur ve vicdan etrafında birleştiren bir amildir. Ahlaki bir müessese olarak insanlara yön veren, kişiyi içten kuşatan, kucaklayan bir disiplindir. Hiç kimsenin kendi ürettiği bir düşünceyi, dinin kutsal alanından yararlanarak başkalarına kabul ettirme hakkı bulunmamaktadır. İnsanların dini hassasiyetlerinden faydalanmak, dine karşı en büyük saygısızlıktır. İman hayatımızı din bezirgánlarının bıraktığı tortular da dahil kirden ve pastan ayıklamayı başaramadıkça kurtuluşa ÖĞRENELİMDua etmek istiyorum, günahlarımı hatırlayınca Tanrı’dan utanıp dua edemiyorum. Ne yapmalıyım? kendini günahkár görüp dua etmekten çekinmesi asla doğru değildir. Bu da bir günah sayılır. Kul, işlediği günahlardan dolayı Yaratıcı'dan özür dilemeli, af dilemeli ve ümidini kaybetmemelidir. Dua, Hz. Peygamber’in bir sözünde de belirtildiği gibi ibadetlerin özü, beyni ve ruhudur. O, merhametlilerin en yücesidir. Affetmeyi sevendir. Kulunun yalvarmasına, ağlamasına kayıtsız kalmaz. Nitekim Kur’an'da, "Duanız olmasa siz neye yararsınız?" bazen Fatiha Suresi'ni unutup sadece zammı sure okuyorum. Ya da zammı sureyi başa alıp Fatiha'yı sonra okuyorum. Bu durumda ne yapmalıyım?Enise KIRAN/İZMİRFarz namazlarının birinci ve ikinci rekatında Fatiha'yı unutup sadece zammı sure okuyan veya unutarak zammı sureyi başa alıp Fatiha'yı sonradan okuyan kimsenin sehiv secdesi yapması gerekir. Bunları bilerek yapanlar için ise yanılma secdesi gerekmez, ancak vacibi terk etmiş olurlar ki, bu bir noksanlık olsa da namazın iadesini alışveriş caiz midir?Mehmet KOBAŞBir malı peşin şu kadar lira, taksitle şu kadar lira şeklinde tek bir sözleşme içinde vade müddeti belirleyerek peşin satışa göre farklı bir fiyatla satmak caiz görülmüştür. Ancak, müşterinin zor ve muhtaç durumda oluşundan veya alıcının piyasa şartlarını bilmemesinden yararlanarak malı piyasa değerinden daha pahalıya satmamak evliliği konusunda ne diyorsunuz?Ali MERDANGİL/UŞAKKur’an'da evlilikleri yasaklanmış olanlar dışında amca, hala, dayı ve teyze gibi birbiriyle akrabalık bağları bulunan kimselerin çocuklarının birbirleriyle evlenmeleri caizdir. Ancak, tıbbi bazı nedenlerden dolayı akraba evliliği tavsiye edilmemektedir.
“Kâinattaki Herşeyin Çift Yaratılması Mucizesi” “Yerin bitirdiklerinden, nefislerinden ve bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah her türlü eksiklikten münezzehtir.” Yasin 36. İlim ve hikmet hazinesi Kuran’dan, her biri ayrı bir mucize hüviyetindeki ilmî hakikatlere örnekler vermeye devam ediyoruz. Böylece Kuran’ı ve İslam’ı ilim dışı göstermeye çalışan bedbahtların, ya bazı karanlık merkezlere hizmet etmek niyetiyle kasıtlı davrandıkları ya da Kuran karşısında kulaklarını tıkadıkları, gözlerini de kapatarak kör ve nankör oldukları ayan beyan ortaya çıkmaktadır. Bu da, kalp mühürlenmesi, akıl tutulması ve neticede hidayetten engellenme anlamı taşımaktadır. I- HER ŞEY ÇİFTLER HALİNDE YARATILMIŞTIR Kuran’da bütün mahlûkatı kuşatan genel bir kaide olarak “her şeyin çift yaratıldığı” anlatılır. Bunu şu ayetlerden anlıyoruz “Yerin bitirdiklerinden, nefislerinden ve bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah her türlü eksiklikten münezzehtir.” Yasin 36. “Her şeyden de çift çift yarattık. İyi düşünürsünüz diye.” Zariyat 49. Evet, bu ayetlerde bütün mahlûkatın, canlı cansız, maddi manevi her şeyin çiftler halinde yaratıldığı haber veriliyor. Buradaki ilmî hakikate geçmeden evvel, bu ayetlerden zımnen çıkan şu neticeye işaret edelim Çift yaratılmış olmak, bütün mahlûkatın bir benzerinin yahut zıddının olduğu anlamına gelir. Eşya zıddıyla kaimdir prensibi de bu manada değerlendirilmelidir. Her şeyin yaratıcısı olan yüce Allah’ın ise eşi, benzeri, dengi, ortağı yoktur. Bunu şu ayetlerden anlıyoruz “… Onun benzeri misli hiçbir şey yoktur.” Şûrâ 11. “Hiçbir şey Ona denk ve benzer değildir.” İhlas 4. 1- Çift Yaratılmak Bütün Mahlûkatı Şamildir Kuran’da her şeyin çift yaratıldığının haber verilmiş olması bir mucizedir. Kuran’ın indiği dönemde varlıklardaki bu çift olma özelliği az çok biliniyordu. Erkek dişi, karanlık aydınlık, gece gündüz vs. gibi… Ama ilgili ayet-i kerimelerin işaret ettiği mana çok daha geniş ve derindir. Nitekim o zamanın insanları bu manayı anlayacak durumda olmadıkları için Yasin 36’da mealen “ve bilmedikleri nice şeylerden” ifadesi kullanılmıştır. İşte bu yazımızın konusu, ayetteki bu “bilmedikleri nice şeyler” meselesinin bir mucize olarak ortaya çıkışıdır. “Kuran’ın indiği dönemde bitkilerin, hayvanların ve insanların erkek ve dişi olmak üzere çift çift oldukları bilinen bir husustu. Ama Yasin Suresindeki ayet-i kerime, onların bilmedikleri şeylere de işaret etmektedir. Bunun da anlamı şudur Bitki, hayvan ve insanların dışında da çiftler bulunmaktadır. İşte bu, insanların bilmedikleri şeydi. Diğer taraftan Zariyat Suresindeki ayet-i kerimede kayıtsız ve şartsız olarak her şeyde çiftlerin bulunduğuna işaret vardır. Bu da çift oluşun yalnızca o gün için varlıkları bilinen bitki, hayvan ve insanlar hakkında söz konusu olmadığını göstermektedir. Ve aradan asırlar geçiyor… İlim adamları atomu tanımaya başlıyor… Laboratuvarda araştırmalara koyuluyorlar. Ve atomun içinde “çift” enerji gücü olduğunu keşfediyorlar. Bunların biri artı, biri eksidir. Bunları birbirinden ayırmak halinde, son derece dehşetli, tahrip gücü yüksek sonuçlar ortaya çıkar. İşte çekirdek bombalarıyla atom bombalarının meydana getirdiği budur.” [1] 2- Maddenin Her Türlüsünde Çiftleşme Olayı Vardır Kuran’ın her şeyin çift yaratıldığını beyan etmesinin içine bütün maddesel âlem ve kimyasal etkileşmeler de girer. Mesela su buharlarının denizlerden yükselip bulutlar halinde hareket etmeleri ve yüksek tabakalarda yoğunlaşarak yağmur olup tekrar yere düşmeleri, bir elektrik olayıdır. Yani artı ve eksi yüklerin birleşmesiyle / çiftleşmesiyle meydana gelir. Maddenin en küçük yapısı olarak bilinen atoma bakalım Atomda nötron ve proton ihtiva eden pozitif yüklü çekirdek ve bu çekirdeğin oluşturduğu merkez etrafındaki yörüngelerde çok hızlı dönen eksi yüklü elektronlar mevcuttur. Atom ağırlığı ve elektron sayısı farklı farklı olmakla birlikte, bütün elementlerde bu artı - eksi münasebeti vardır. Yani bitkiler, hayvanlar ve insanlar âlemindeki çiftleşme olayı, bütün maddesel âlemde câridir. Maddenin en küçük yapıtaşı olan atom planında bu çiftleşme şöyle gerçekleşir “Örnek olmak üzere şunu varsayalım Elementlerden bir elementin elektronlarının oluşturduğu her bir halkasının 8 elektron olduğunu, son halkasının ise yalnızca 6 elektron olduğunu düşünelim. Son halkası 2 elektron ile biten herhangi bir element, bu element ile etkileşimi kabul eder. Ve böylelikle iki unsurdan birinin diğerini tamamladığı çiftleşme işlemi olan etkileşim tamamlanır.” [2] Elementlerin birbiriyle böyle kimyasal etkileşmeye girmeyi kabul etmelerinden dolayı, çeşitli metallerin alaşımıyla yeni pek çok metal türü elde edildiği ve bunun bugün bütün dünyada yaygın bir uygulama alanı olduğu bilinen bir gerçektir. “İşte Kuran-ı Kerim’in indiği dönemde hiçbir insanın bilmediği bütün bu bilgiler, yüce Allah’ın “her şeyden çift çift yarattık” buyruğunu tefsir etmektedir. Aynı şekilde bu şanı yüce Allah’ın kullarına haber verdiği ve gelecekte sırlarını kendilerine açıklayacağını, Kuran’ın indiği dönemde bilmediklerini belirttiği haberlerinin de gerçekleştiğini göstermektedir. Yüce Allah’ın “Onun gerçeğin ta kendisi olduğu kendilerine apaçık belli oluncaya kadar ayetlerimizi onlara hem afakta dış dünyalarında hem kendi nefislerinde göstereceğiz.” Fussilet 53. buyruğunda olduğu gibi. Allah’ın insanlara hem kendi nefislerinde hem de afakta yarın neleri açıp göstereceğini kim bilebilir?” [3] II- PARİTE TEORİSİ Bilaistisna bütün mahlûkatın çiftler halinde yaratıldığını haber veren ayetler, fizik ilminde yeni ortaya konan bir teoriye, 14 asır evvelinden işaret etmektedir. Yani Yasin 36 ve Zariyat 49. Ayetler, aslında “parite teorisi”ni anlatır. Bu gerçeği fizik ilminde ilk dile getiren, yani atom parçacıklarının da çift yaratıldığını, elektron karşısında pozitronun bulunduğunu tespit edip “parite kanunu”nu keşfeden Maurice Dirac, bilindiği üzere bu çalışmasıyla Nobel Ödülü almıştır. Parite / Partiy Ezvac Teorisi SONUÇ Kuran, her şeyin çiftler halinde yaratıldığına işaret ederek, mahlûkata dair en büyük kanunlardan birini ortaya koyuyor. Esasen âlemde ya genel kanunlar, ya da detay nev’inden olaylar vardır. Kuran genel kanunları ortaya koyarak, detayları insanların tefekkürüne havale eder. İşte onun yaş ve kuru her şeyi içine almasının manası budur. Ve bunun bir ispatı da bütün mahlûkatın çiftler halinde yaratılması kanunudur. Yazımızı bu açık gerçeği inat ve ısrarla görmek istemeyenlerin yüzüne tokat gibi inen şu satırlarla noktalayalım “Kuran, çağımızın fizik ve astrofizik temel kanunlarının tamamını net bir şekilde açıklamaktadır. Dünyanın dönüşünden kürevî şekline, karadeliklerden atoma kadar çok açık tanımları getiren bu kitabın içinde eksik aramak, kendi iğrenç kafasının boşluğunda toplanan irini karıştırmaktır. Böylelerinin üzerine bütün galaksi ve atomların laneti yağmaktadır.” [4] Devam edeceğiz. [1] M. Kutub, Benzerini Getiremezler, Çeviren M. Beşir Eryarsoy, Beka Yayınları, İstanbul, 2007, s 283. [2] s 283 – 284. [3] s 284. [4] Haluk Nurbaki, İmanla Gelen İlim 2, s 111.
her şey zıddıyla kaimdir ayet